Bugüne kadar çeşitli durumlarda yaşanan ekonomik krizlerde kimi firmalar büyük değer kayıpları yaşayıp hatta batarken, kimileri ise bu kriz ortamını fırsata çevirip büyüyüp güçlenerek çıktığı senaryolara oldukça aşinayız. Ancak tüm dünyayı etkisine alan salgın krizinde yaşanan ekonomik durumda ne olacak? Korona salgını zamanındaki kriz ortamında büyümek ve güçlenmek mümkün mü?

 

Şöyle cevaplayalım, bu krizi fırsata çevirmeye kalkmayın. Eğer tüccar kafasıyla hareket edip her durumda koşulsuz satış pompalamalıyım, ürünler sunmalıyım, kampanyalar yapmalıyım, elimdeki stoktan kurtulmalıyım diye düşünüyorsanız hem kısa vadede hem de uzun vadede büyük sıkıntı yaşayıp tüketicinin sizden uzaklaşmasına ve geri dönmemesine hazır olun. Çünkü özellikle toplumsal kriz anlarında firmaların satış yönünde takındığı tavır itici gelmekte tüketici tarafından mutlaka ama mutlaka cezalandırılmaktadır. Ama tam tersi topluma dokunan sosyal değerlerinizi, etik değerlerinizi ve faydalarınızı yansıtırsanız, toplum sizi içselleştirecek kısa vadede imaj ve marka sadakati uzun dönemde ise maddi olarak büyüme gerçekleştirebilmeniz de mümkün olacaktır. Yani temelde yapacağınız iletişimde satış dilinden -ki yardım ederken hissettirilirse de oldukça tehlikelidir, söylediklerimize çok dikkat etmeliyiz- olabildiğince uzak durmak ve koşulsuz destek sağlamak markanıza duyulan güveni artıracak, itibarınızı güçlendirecektir.

 

Bu nedenle televizyonlarda sürekli olarak markaların aynı türde olan yardımlaşma, dayanışma, birlikte başaracağız temelinde reklamlarını görmekteyiz. Tabii bunun daha ne kadar süreceğini hep birlikte göreceğiz. Bizim ülkemizdeki markaların içlerindeki satış canavarını ne kadar tutabileceklerinden emin değilim. Hatta toplumda telekomünikasyon alanındaki markaların fatura kesmeme veya öteleme beklentilerinin hâlâ karşılık bulmaması, yapılan reklamların sadece lafta kaldığı yönünde sosyal medyada gelişen büyük bir algı da mevcut.

 

Bu noktada özellikle perakende sektörü büyük zorluk yaşıyor ve mağazalarını kapatıyor. İnternet satışları için sağlam altyapısı ve dağıtım ağı olmayan firmaları büyük zorluklar bekliyor. Bu dönemde yeniden şekillenen satış alışkanlıklarına ayak uydurmak oldukça önemli ve satış pompalamadan satış yapılabilecek kanallar yaratmak aslında tüm dünyanın ve reklam sektörünün ana konusu. Özellikle kriz anlarında dünyada reklam ve pazarlama için ayrılan bütçeler hatırı sayılır oranda artırılırken, yaptığı her işin mutlaka kısa vadede satışa dönmesini isteyen ülkemizdeki firma yönetimleri ise zaten satış yapamayacağım diyerek kendi ayaklarına kurşun sıkıp reklam ve pazarlama bütçelerini ya düşürüyor ya da tamamen kesiyor. Yapılabilecek en büyük ikinci hata da budur. Çünkü insanlar sadece iyi günlerinde değil kötü günlerinde de yanlarında yer alan markaları kriz sonrasına taşıyacaklar. İletişimi tamamen kesen ya da yavaşlatan firmalar gerekli algıyı oluşturamayacaklardır.

 

Son olarak şunu söyleyebiliriz ki hayatın her noktasında olduğu gibi kriz anlarında reklam ve pazarlamanın da kuralları değişiyor. Bu değişime direnenlerin yaratacağı olumsuz algı muhtemelen sonları olacak. Markalar kriz sonrası dönemde de daha fazla sosyal gözükmek zorunda kalacak. Unutulmaması gereken en önemli nokta ise bu kriz sürecinde temel yaşam maddeleri (gıda, ilaç, takviye besin, temizlik ürünleri vb.) satmayan her marka mutlaka zarar edecek, önemli olan kriz sonrası güçlenip tekrar kârlı bir marka haline gelmek için marka itibarı ve imajını destekleyip geliştirecek iletişimi şu anda kurgulayıp hayata geçirmektir. Çünkü yarın çok geç olacak.